KARAVAN HAYATI, AVRUPA TURU 28 ; BİLDİĞİMİZ ADIYLA FİLİBE, YA DA BULGARİSTAN’DAKİ ADIYLA PLOVDİV!

33 GÜN SÜREN AVRUPA TURUMUZUN SON DURAĞI…

2019 AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ FİLİBE, ÜSKÜP VE DEDEAĞAÇ GİBİ, BİZE ÇOK YAKIN, O KADAR DA ÇEKİCİ BİR YER!

Sabah, trafiğe yakalanmamak için erkenden yola çıktık. Üsküp’e giderken akşam trafiği pek hoş olmamıştı, en azından ayrılırken aynı sorunu yaşamak istemiyorduk. Böylece bu kadim şehirin en sessiz ve sakin halini görerek yola koyulduk.

Böyle yolculuklarda bazen kendi duygularınıza, bazen de navigasyon gibi çağın önemli icatlarına inanmanız gerekiyor. Bunun en güzel örneklerinden birini 7bin kilometrelik yolculuğumuzun son etabında yaşadık.

NAVİGASYONA GÜVENİN!

Filibe’ye giderken, navigasyon Sofya’nın kuzeyinden dolaşmamızı önerirken, mantığım güneyinden; “(kestirmeden) git” diyordu. Makineye karşı, insan egosu üstün çıktı ama, sonuç beklendiği gibi değildi! Bulgaristan’ın başkentinin çevresinden dolanmak yerine, hiç bu yollara girmemek işimizi kolaylaştırır diye düşünmüştüm. Evdeki hesap, çarşıya uymadı. Yol küçüldü hatta neredeyse bitti! Arada kalabalıklaşıp, bazen içinden zor çıkılır bir hal aldı. O zaman, navigasyona inanmamız gerektiğini düşündük. Bu, bizi zorlayan bir deneyimdi. Kararımızın sonuçlarına katlanacaktık!

Böyle basit bir sebepten dolayı Filibe’ye planladığımızdan biraz daha geç ulaştık. Kente girerken dikkatimizi çeken ilk şey, bir ovanın üzerinde yer alan 3 büyük tepeydi! Aslında şehir,İstanbul gibi irili ufaklı 7 tepenin çevresinde kurulmuştu… Bu tepelerin her birinin türkçe isimleri var!

Karavanımızı “Park4night“ın önerdiği yere bırakıp, kent merkezine doğru yola çıktık. Önce, otobüs ya da taksi ile gitmeyi düşündük. Ama çevrede konuştuğumuz insanlar, mesafenin çok kısa olduğunu, yürüyerek gidebileceğimizi söylediler. Biz de öyle yaptık. Aslında, zaman sorunu olmadığında genellikle yürümeyi tercih ederiz. Öyle olduğunda gittiğiniz yeri daha özümseyerek tanıyabiliyor, içinde yaşayarak görüyorsunuz.

Böylece, Bulgaristan’ın ikinci büyük kenti Filibe’nin sokaklarını arşınlayarak merkeze ulaştık. Hava çok sıcaktı, bir parkta nefeslenip su içtik. Tarihi merkezin ana caddesi pek eğlenceliydi. Estetik açıdan çok çekici binalar, çiçeklerle bezenmiş çevre, pırıl pırıl caddeyi görünce harikalar diyarında gibi hissettik!

Aslında geçtiğimiz sokaklar pek öyle değildi. Sıradan bir anadolu şehrinin sokaklarında yürüdüğümüzü düşünmüş, hatta incir toplamayı bile denemiştik! Ama kent merkezi çok farklıydı… 2019 Avrupa Kültür Başkenti, bir festival alanını andırıyordu.

Burada, geçmişten bugüne kültürlerin iç içe olduğunu da hissettik. Balkanlardaki en eski cami Hüdavendigar Camiiydi(1364). 2. Murat zamanında yapılmıştı. Hele, diğer adı Cuma camii olan bu anıtsal yapının neredeyse temellerinin altındaki antik stadyum kalıntıları bunun tam bir örneğiydi.

Geçmişten günümüze, yaklaşık 8bin yıllık tarihinde kim bilir kaç medeniyet burada konup-göçmüş ve iz bırakmıştı! Anadolu’nun bir yansıması gibiydi Filibe!

Adını, önceki yazımızda bahsettiğimiz büyük iskender’in babası, Makedon kralı 2. Filip’ten alıyordu (Filip burada doğmuştu, ve şehri kuran kişiydi). Şehirde Osmanlıların yanısıra, Trakya, Makedon İmparatorluğu, Büyük Bulgar Krallığı, Roma, Doğu Roma (Bizans) döneminden eserler var.

Kent merkezinde, görülmesi gereken yerleri gösteren tabela, adeta bunun bir göstergesi!

Tarihi kent merkezini gezdikten sonra bir yorgunluk kahvesi-serinleme birası içip dinlendik.

Karar aşamasındaydık. Yeşil Sigortamızın süresi bir gün sonra doluyordu. Geceyi Filibe’de geçirebilir, ya da yola devam edip Edirne’de konaklayabilirdik. Tahmin edeceğiniz gibi 32 günlük memleket hasreti ile Edirne’ye gitmeye karar verdik. Akşam saatlerinde memlekette olacaktık. Böyle bir özlem ve hasretle yola koyulduk ama serhat şehrimizde bizi kocaman bir sürpriz bekliyordu. Ömrümüzden ömür çalmaya çalışacak, Ömür kamping diye bir saçma sapan yere gidiyorduk!

YANITINIZI BIRAKINIZ