KARAVAN HAYAT AVRUPA TURU 10; ROMA!

Her Yol Roma’ya çıkar!

Biraz klasik olacak ama Roma’dan güzel anılar olmadan dönmek sanırım imkansız… Hele bir de Karavanla gittiyseniz!

Vezüv eteklerindeki Napoli’nin yanından rotamızı Kuzeye çevirmiştik!

 Daha önce de Roma’ya yolumuz düşmüştü ama hep görev için gittiğimizden, gezme şansımız pek olmamıştı. Özellikle Collesium ve çevresini çok merak ediyorduk. Tabii kent merkezinde İspanyol Merdivenleri, Aşk çeşmesi de görülmeliydi!
   İtalyanların, hep övdüğümüz ve sık sık “helal olsun adamlara” dediğimiz otobanları aracılığı ile öğleden sonra, trafik başlamadan Roma’ya ulaştık. Kamp için ayarladığımız yer, konum olarak çok uygundu. Bir kısmı oto tamir ve bakım atölyesi, büyük bir bölümü ise Karavan Parkıydı. Fiyatı uygun, doğası çok güzeldi ama duş/tuvalet gibi eksikleri olunca, birlikte seyahat ettiğimiz Görgün çiftinin orada konaklaması olanaksızlaştı.

YÜKSEK SEZONDA ROMA’YA GİDİNCE KALACAK YER BULMAK DA ZORLAŞIYOR DOĞAL OLARAK…

Bir başka kampingin adresini alıp tekrar yola koyulduk, bu arada akşam trafiği de başlamıştı. İkinci yer de bizim için yetersiz olunca, merkeze biraz daha uzak, ağaçsız ama duş ve tuvaletleri olan bir Karavan Parkı bulduk. Böyle durumlarda, yanımızda götürdüğümüz telsizlerin ne kadar işe yaradığını bir kez daha anladık. Trafikte kalıp birbirinizi göremeyince, telsiz sayesinde iletişim kurabiliyorsunuz, ya da otobanda beklenmedik bir durumla karşılaşınca tam bir kurtarıcı oluyor telsizler… Area Sosta Camper-Roma, gölgesi olmamasına rağmen, ulaşımının kolaylığı ve işlevsel özellikleri ile bizim için yeterliydi.

  

   Karavan parkına yerleşir yerleşmez metroya atlayıp merkeze, İspanyol merdivenlerinin olduğu Piazza di Spagna’ya gittik.

 Hava yavaş yavaş kararıyordu, gökyüzü laciverte dönerken birkaç fotoğraf çektik.


   Çok acıkmıştık ve Mete Darcan’ın “mutlaka gitmelisiniz” dediği, ispanyol merdivenlerinin dibindeki “Alla Rampa” restoranda çok güzel bir akşam yemeği yedik. İçeri girer girmez, geleneksel, nezih ve “leziz” olduğunu hissettiren restoran bizden tam not aldı. Bu tür yerlerde, garson ve çalışanların tavır ve davranışları, dekorun uyumluluğu-estetiği, kasadaki üçüncü nesil patron çocuğu bile insana güven veriyor. Roma’nın en turistik yerindeki bu restoranın fiyatları da diğerlerinden pek farklı değildi.


  İtalya’daki en güzel akşamlarımızdan birini Alla Rampa’da geçirdik. Tavsiye ederiz. Yemekten sonra Fontana di Trevi, yani “Aşk Çeşmesi”ne yürüyerek gittik… Gece görüntüsü ayrı bir güzeldi, hayallerimizde kaldığından daha ihtişamlı olduğunu fark ettik.


Adet yerini bulsun diye, -özellikle Figen’in isteği ile- havuza para atıp dilekte bulunduk. Saat geç olmuş, Collesium’a zaman kalmamıştı.
   Metro’yla dönmek için bilet alma sırasına girdik, otomatların hiçbiri çalışmayınca, gece güvenliği sağlayan askerler bize “metro” ısmarladı… Tüm yolcular, onların açtığı kapıdan metroya ücretsiz bindi…
    Planımızdan geri kalmamak için sabah çok erken kalkıp, öğlene kadar Collesium ve çevresini görüp dönmemiz gerekiyordu. Öyle de yaptık. Müze bölümünde çok sıra olduğu için, içeri giremedik. Roma döneminin ihtişamını tam anlamıyla yansıtan yapıları görmek bile çok özel bir deneyimdi. Bazı şeyleri görüntü ya da yazı ile anlatmak bazen mümkün olmuyor. Collesium ve çevresi de öyle. Mutlaka görülmeli!
    Roma’da güzel anılar ve belleğimizde görüntüler biriktirip, öğle saatlerinde Floransa’yı hedefleyerek yola çıktık. 

   Ancak bu kez bir sürpriz yapıp Ficulle’ye uğrayacaktık!

   

 
 

YANITINIZI BIRAKINIZ