KARAVAN HAYATI AVRUPA TURU 19; PLİTVİCE, AVRUPA’DAKİ CENNET KÖŞESİ!

Sıra geldi, Avrupa’nın “Cennet Köşesi”, Hırvatistan’ın Adriyatik kıyılarından sonra en çok turist çeken yeri Plitvice’ye!

Karavan Hayatının en güzel yanlarından biri, böyle muhteşem yerleri doya doya gezebilme şansınızın olması…

2CV’ların festivali ve camping bear‘a gelişimizin ardından en çok merak ettiğimiz şey Plitvice’yi canlı canlı görebilmekti…

Bazı şeylerin sözcüklerle anlatılması gerçekten zor. Plitvice de öyle! Hani bir mobil telefon şirketi reklamı vardı “Anlatmaya gerek yok görüyorsunuz” sözleri ile bir şelaleyi anlatıp sonra fenomen olan…
O şelaleden 90 tanesinin bir arada olduğunu düşünün! Muhteşem bir doğal ortamda, birbirine bağlantılı 16 gölün yer aldığı bir yer Plitvice!

Kamp yaptığımız Camping Bear’dan, sabah 08.30’da bir minibüs bizi Plitvice’nin 1 Numaralı kapısına bıraktı, akşam 16’da dönmek üzere anlaştık. Minibüste 8 kişiydik, 6 kilometrelik yola kişi başı 40 Kuna,(yaklaşık 5’er avro) ödedik. Sabahın erken saatinde bile gişeler kalabalıktı.  Yüksek sezonda, yani giriş ücretinin en pahalı olduğu dönemde(1 temmuz-31 ağustos arası) Plitvice‘yi gezdik.

Kişi başı 35 Avro (256 Kuna) ödedik.

Bu dönem dışında 1 Nisan, 31 Ekim arası giriş ücreti 150 Kuna. Bu ücrete, büyük gölü boydan boya geçen 30 dakikalık elektrik motorlu tekne turu, üçüncü istasyondan, 1 numaralı kapıya kadar sizi taşıyan panoramik tren, Milli parkın doğal ortamının korunması için katkı payı, tertemiz tuvaletler, 22 kilometreye kadar çıkabilen yürüyüş parkuru ve olası kazalara karşı sigorta dahil!

Verilen hizmeti, doğayı koruyan, görüntüyü bozmayan yürüyüş parkurlarını, pırıl pırıl doğal ortamı görünce “helal olsun” dememek elde değil!

Gişelerde ödemenizi yapar yapmaz, milli park haritası alabiliyorsunuz.

Hediyelik eşya satış yerleri de var. Gezinize başlamadan önce kocaman bir tabela, sizlere yürüyüş parkurlarını sunuyor. 1 numaralı kapıdan, A rotası (3500metre 2-3 saat), B ( 4000metre 3-4 saat), C (8000metre 4-5 saat) ve K (18.300metre 6-8 saat) olmak üzere 4 seçenek sunuluyor. Kendine güvenen, sağlığı elverişli ve zamanı bol olanlar en zorlu olan K parkurunu seçebiliyor. Biz ikinci en zorlu parkur C’yi seçtik.

Parkura yaptığımız eklemelerle Milli parkta dinlenmeler, yeme-içme molası dahil 6 saatte 11 kilometre yürüdük! 2 Numaralı kapıdan giriş yaparsanız yine 3 ayrı parkur seçme şansınız var. Toplam, 7 farklı yürüyüş parkuru oluşturulmuş! Milli park gezi rotasında 2 kapı, 3 istasyon, 3 mini liman yer alıyor. İstasyonlarda yeme içme, tuvalet, dinlenme ihtiyaçlarınızı karşılayabiliyorsunuz.
1 Numaralı kapıdan girişte yüksek bir noktadan “Büyük Şelale”yi görebiliyorsunuz.

Tabelalar o kadar muntazam yerleştirilmiş ki, seçtiğiniz harfin olduğu yolları takip ettiğinizde hiçbir zorluk çekmiyor, muhteşem doğa ile baş başa kalabiliyorsunuz.

İniş-çıkışlarda olabildiğince merdiven yerine, uygun eyimli ahşap yollar tercih edilmiş. Fazla yorulmadan, yürüyüşün keyfini çıkarıyorsunuz. Ahşap yollar, doğa ile son derece uyumlu olduğu için estetik anlamda da hiç rahatsızlık vermiyor! 11 kilometrelik yürüyüş boyunca, 1 tane çivisi çıkmış, kırık ya da çatlak ahşap basamak görmediğimizi de mutlaka belirtmeliyiz!

Her gölün giriş ya da çıkış bölümüne konulmuş tabelalarla yüzey genişliğini, suyun derinliğini, şelalelerin kaç metre yükseklikten aktığını öğrenebiliyorsunuz.

Birbirine bağlantılı 16 göl konusunda, yürüyüşümüz sırasında bir ingiliz rehberin anlatımından ilginç bir nokta kulağımıza çalındı. Burada aslında 2 göl varmış, büyük bir deprem sırasında kademeli kırıklarla, 370 metrelik kot farkı ve şelalelerle bağlanan 16 göl oluşmuş…
Zemin travertenlerle kaplı olduğu için su, cam gibi berrak! İrili ufaklı balıklarla sık sık göz göze gelip, yürüyüşünüzü yapabiliyorsunuz…

İlk bölümden aşağı iner inmez tabelalar sizi Büyük Şelalenin dibine taşıyor, muhteşem görüntüler, en yüksekten dökülen bu şelale ile başlıyor!

Parkurun kuzey ucundaki en alçak yerinden başlayıp 16 gölü, hiç rahatsız olmadan, güzel bir eğimle, yavaş yavaş tırmanarak keşfediyorsunuz. Her gölü birbirine bağlayan irili ufaklı sayısız şelaleyi görünce büyülenmemek elde değil!
Göller kimi zaman turkuvaz, kimi zaman zümrüt renginde!

Çevre kayın, köknar ve ladin ormanları ile süslenmiş. Sincaplar, tavşanlar, yaban domuzları, kurtlar, geyikler ve ziyaret saatlerinde pek görülmese de boz ayılar milli parkın doğal nüfusunu oluşturuyor. Biz bol bol balık, birkaç sincap ve fındık faresi görebildik.

Unesco’nun dünya mirasları listesinde yer alan Plitvice, aynı zamanda Hırvatistan’ın ilk, en eski(1949’da kurulmuş) ve en geniş milli Parkı. Göller, milli park genel alanının %1’inin bile altında!

Burada da tabii ki yasaklar var. Canlı bitki örneği almak, hayvanları beslemek, yüzmek, çevreyi kirletmek, çöp kutuları dışında bir yere çöp atmak ve belirlenmiş parkurların dışında gezinti yapmak kesinlikle yasak!

Parkur, öyle başarılı hazırlanmış ki, tam yorulacakmış gibi hissettiğiniz anda P3 limanındaki dinlenme alanına ulaşıyor. Burada ihtiyaç gideriyor ve elektrikli tekneye atlayıp, sessiz ortamda büyük gölü yarım saatte geçerken, aynı zamanda dinlenme şansı buluyorsunuz…

Sonra yeniden yürüyüş ve 3 numaralı istasyonda bir dinlenme alanı daha! Biz, zorluk derecesi en yüksek ikinci parkuru, büyük keyifle tamamladık. 3 saat 45 dakikada C rotasını 8900 metre yürüyerek bitirmiştik.

Dönüşte panoramik trenle 1 numaralı istasyona kadar, yine güzel manzaraları içimize sindire sindire indik. Bu noktadan 1 numaralı kapı 1200 metre mesafedeydi, yolda gördüğümüz mağarayı merak edip, mağaranın içinden yeniden göller bölgesine inince bu mesafe, yaklaşık 2 kilometreye çıktı.

Sabah 08.30’da başladığımız bu muhteşem yolculuğu öğleden sonra 14.30’da tamamlamıştık. 11 kilometre yürümüş ama manzaralara doyamamıştık.

Anlatılmaz, yaşanır dedik ama özeti bile bu kadar sürdü! Plitvice, Hırvatistan’ın en büyük şanslarından biri. Onlar da bu şansı çok iyi değerlendiriyor!
Mutlaka görmelisiniz…

Plitvitce’den Mlini’ye gidip, oradan sonra ilginç Arnavutluk seyahatimize başlamaya karar vermiştik.

YANITINIZI BIRAKINIZ