KARAVAN HAYATI AVRUPA TURU 8; İTALYA / POMPEİ !

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BOZULMAMIŞ HALİYLE KALABİLEN ENDER ŞEHİRLERDEN BİRİ POMPEI…

BUNUN EN BÜYÜK SEBEBİ İSE BİR YANARDAĞ FELAKETİ…

Sorrento gibi bir güzelliğin ardından rotamızın üzerinde, tarihin en önemli sahnelerinden biri vardı!

      Bu seyahati planlarken, en çok önem verdiğimiz yerlerden biriydi Pompei! Hep gizemlidir yanardağ öyküleri. Bu belki de onların en çok merak edileni, en çok öğrenilmesi gerekeniydi. Vezüv yanardağı(onların söylemiyle Vesuvius), sanırım Türkiye’de bizim yaş grubumuzdaki insanlar için ayrı bir önem taşır. Reklamlarda bile çok fazla kullanılırdı Vezüv adı… Bizim Ağrı ve Erciyes’i düşününce, o denli yüce görünmüyor insana. Ama tarihteki yeri anlatılabilir gibi değil!

Pompei ile ilgili bilimsel olduğu iddia edilen yazılarda bile o kadar çok hurafe var ki, inanamazsınız!      En az üç kaynaktan okuyup, öğrenip kendi kararınızı vermeniz gereken konulardan biri Muhteşem Pompei’nin yok oluşu… Bunu tanrının gazabı olarak gören çok insan var. Biz de okuduğumuz yazıların bir çoğunda bu düşüncelerin yansımalarını gördük.

POMPEI KONUSUNDA DOĞRU SANILAN ÇOK YANLIŞ VAR!

Ama biraz derinine inince, o dönemde 20 bin kişinin öldüğü iddia edilen Pompei’de aslında 2 bin kişinin yanardağ faciasında yaşamını yitirdiğini öğrendik. “Asillerin” daha önceden farkedilen yanardağ hareketleri ve küçük depremler üzerine kenti terk ettiği, onların mal varlığını korumak üzere geride bıraktığı kölelerin bu faciada öldüğü bir başka gerçek… Bazı yazılarda 200 bin kişinin hayatını kaybettiği bile iddia ediliyor!

  Yanardağ püskürmesi sonucu “fotoğraf karesi” gibi, hatta yüzünde o anın ifadesini taşıyan insanların “heykel gibi, taşlaşmış” görüntüleri aklımda yer etmişti. 2 bin yıl boyunca küller altında kalıp, tesadüfen yeniden bulunan Pompei, gördüğüm antik kentler arasında, en çok korunmuş olanı.

İki saate yakın, kızgın güneş altında yürüdük ama tamamını göremedik. Sanırım 2 gün ayırsak yine yetmeyecekti…

Caddeler, sokaklar, kavşaklar, yollar, hamamlar, arenası, kanalizasyon sistemi, dükkanlar, genelevler, Muhteşem manzaraları ile zengin / asil’lerin villaları…

Sanki zamanda yolculuk yapıyorsunuz! “Keşke Anadolu’da da bu denli korunmuş tarihi kentler olsaydı” diyoruz içimizden!     Taşlaşmış cesetler, Pompei antik kentinin birkaç noktasında, camekanlar arkasında sergileniyor.

İşin aslı şu;

 Bölgede kazı yapan bir italyan arkeolog küller arasında farklı boyutta yerler görüyor, ve o yerlere çekiç benzeri aletlerle vurunca sanki boşluktan gelen bir ses duyuyor. Dahiyane bir fikirle, küçük bir delik açıp, sesin farklı geldiği yerlere sıvı alçı dolduruyor. Sonuçta alçı taşlaşınca, üzerindeki lav külleri kırılıyor ve alttaki insan cesetlerinin alçıdan heykelleri ortaya çıkıyor. Hem de öldükleri andaki yüz ve beden ifadeleri ile!

Yanardağ faciasının milattan sonra 70 yıllarında , ağustos ayının ortalarında yaşandığı tahmin ediliyor. O dönemde, Pompei o kadar revaçta ki, bütün asiller, tüccarlar oraya akın etmiş. Kendilerine birer mülk edinmiş. Günümüzün Nice,  Monaco ya da Florida’sı gibi… İhtişamlı bir yer. Zevkin ve dönemin koşulları içinde lüksün sınırı yok!

Pompei antik kentini gezerken, bunların hepsini hissedebiliyorsunuz. Örneğin buluşma noktası belirlemek için, farklı sembollerle yapılmış çeşmeler var. Bir kanalizasyon sistemi var.

Evlerden caddelere, kanallarla akıtılan dışkı atıklarına, insanların ayakları temas etmesin diye caddeleri geçerken 30 cm yükseklikte yapılmış, dip dibe kaldırım taşları var.

 Sonuçta, mutlaka gezip görülmesi gereken bir yer. Ama sağlıkla, yüksek enerji ile ve mümkünse aşırı güneş almadığı bir zamanda…

Pompei antik kentini gezmek için 15’er avro ödedik.

Eğer yaz döneminde gidecekseniz, mutlaka ince, pamuklu ve hafif giysiler, yanınızda yeterince su bulundurmanız (bu arada tarihi çeşmelerden, yeterli serinlikte su bulmanız da mümkün) gezinizin süresine göre enerji toplamak için yiyecek, şapka, şemsiye gibi yardımcı ekipmana ihtiyacınız olabilir.    

 Pompei tarihi kenti ziyaretinin ardından çok acıkmış ve susamış halde, çıkış kapısının karşısındaki Suisse restorana gittik. Biraz dinlendikten sonra yiyecek ve içecek sipariş ettik, İtalya’da o ana kadarki en pahalı siparişlerimizi verdiğimizi yaklaşık yarım saat sonra anlayacaktık…

ÖZELLİKLE GÜNEY İTALYA’DA TURİSTLERE YAKLAŞIM, TÜRKİYE’DEN ÇOK FARKLI DEĞİL. O YÜZDEN ÖZELLİKLE HEDİYELİK EŞYA VE YEME İÇME KONUSUNDA DİKKATLİ OLMAK LAZIM!

Bu arada Pompei antik kentinin girişinde 3 tane karavan parkı ve otopark var. Biz en baştaki Pompei kamping’e girmiş bulunduk. Aslında internette yapılan yorumlara bakarsanız, “yok birbirinden farkları” … Girişte, bizim yol üzeri tesislere, el kol hareketleri ile çağıran çığırtkanların aynısından var!     Zemin toz içinde, gölge yeterli değil-ki böyle sıcakta ağaç gölgesi çok değerli- Bir de işletmeci ablalar var ki, dillere destan! Asık suratları ile, sıfır İngilizce ile, her şeye “hayır”diyerek, kampingi “güzelce” çekip çeviriyorlar! Çünkü, başka şansınız yok! Tırnaklarını görmeniz bile aklınıza cadıları getirir… Bir gün Pompei kamping’e gider ve bu ablaları görürseniz, ne demek istediğimizi şıp diye anlayacaksınız…

       Biz de ne yazık ki öyle yaptık, dibimizden geçen trenin gürültüsünde, tozlar arasında, temizliği şüpheli tuvaletleri kullanarak geceyi sabaha bağladık, Vezüv eteklerini hayal ederek ertesi günü planladık…

YANITINIZI BIRAKINIZ